Afrika'da anne ve bebek denilince akla gelen en güçlü imgelerden biridir sırta bağlanmış bebekler. Bizdeki aslında varlığının gerekli olmamasına rağmen toplumsal yaptırım gücünün ve kapitalizmin dayattığı eşya bağımlılığın arasında devasa bebek arabaları, o bebek arabalarının üstünde bağlı olan ve bebeğin ilk aylarında bir çanta gibi yukarı katlara taşınmasını sağlayan zımbırtılarla adeta bir kuğu gibi süzülen ebeveynlere karşılık bu bebeğini sırtına bağlamış Afrika'lı anne imgesi ile bebeğe yakın olmanın faydaları sıralanır hep. Annenin ortamda kim var kim yok aldırmadan göğüslerini fora ettiği ve bebeğin istediği an gelip içtiği, sokakta annenin sırtında, koynunda veya kalçası üstünde sarınarak gittiği, işlevi sorgulanabilir, para tuzağı plastik ıvırı tıvırıdan uzak yetişen bu bebekler anneye dokunamamanın sinirini kolik olarak çıkartan bebeklere yeğlenir elbet. Fakat beslenme ve varlığının doğal kanıksanmış olması iyi ebeveynlik midir? Büyüklerin ayağının altında, bir kere bile olsun dinlenilmedikleri için ilgi arsızına dönmüş, yemek zamanlarında ebeveynleriyle oturup yemek yemenin ne demek olduğunu bilmeyen hasbelkader büyümüş çocuklar... Öylesine kendiliğinden... Ağaçta yetişir gibi..

Başka bir şey yazacaktım aslında. Bu kucağımda (kendimi sakinleştirmek istediğimde yaptığım gibi) hafifçe salladığım, ara ara öpüp kokladığım ve benim kucağımdan annesine gitmek istemeyince, annesiyle aramıza kara kedi sokuveren bebekten ve seyehat dönüşü üstüme üstüme geliveren "ya benim bir çocuğum vardı galiba, unutmuş olabilir miyim bir yerlerde?" kabusundan bahsedecektim. Başka sefere..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...